“Tıbbi Tarafsızlığın İflasından Sağlık Hizmetlerinin İmhasına: Yeni Bir Savaş Doktrini” Paneli Yapıldı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) İnsan Hakları Kolu’nun (İHK) düzenlediği “Tıbbi Tarafsızlığın İflasından Sağlık Hizmetlerinin İmhasına: Yeni Bir Savaş Doktrini” başlıklı çevrimiçi panel, 31 Mart 2026 günü yapıldı. Panel, TTB’nin sosyal medya kanallarından canlı yayımlandı.

TTB İHK Yürütme Kurulu üyesi Dr. Çağla İzci’nin açılışını yaptığı etkinlikte adli tıp uzmanı Dr. Şebnem Korur Fincancı kolaylaştırıcılığı üstlenirken, TTB Halk Sağlığı Kolu Başkanı Dr. Nasır Nesanır ise konuşmacı olarak yer aldı.

Etkinliğin başında kısa bir giriş yapan Dr. Şebnem Korur Fincancı; dünyada savaşların yayıldığı bir dönemde ve savaşların olduğu bir coğrafyada yer alırken, nasıl bir tutum alınacağına ve hekimlik ortamını da hedef alan saldırıların nasıl önlenebileceğine dönük çabaların önemine dikkat çekti. Korur Fincancı, “Yıllardır tıbbi tarafsızlık adı altında pek çok belge ile egemen ideolojinin meşrulaştırıldığını, büyük mücadelelerle kazanılmış hakların ve hatta insan olmanın ortadan kaldırılmaya çalışıldığını, artık nüfustan vazgeçiş tartışmalarıyla birlikte biyopolitikadan nekropolitikaya geçildiğini görebiliyoruz” dedi.

Dr. Nasır Nesanır; köklerini 1864’teki Cenevre Sözleşmesi’nden alan “tıbbi tarafsızlık” terminolojisinden ve tarihçesinden söz ederek sunumuna başladı. Savaşlarda ve çatışmalarda sağlık hizmetlerine yönelik saldırılarda Uluslararası Sağlık Koruma Koalisyonu (SHCC) verilerinin kaynak alınabileceğini söyleyen Nesanır; SHCC’nin paylaştığı birçok veriyi örnek gösterirken, özellikle 2020’den sonra sağlık hizmetlerine yönelik saldırılar ile sağlık emekçilerindeki ölüm ve yaralanmaların hızla arttığına dikkat çekti.

Sunumunun ikinci bölümünde sağlık hizmetinin imhasına odaklanan Nesanır; 2000-2010 arasını sağlık hizmetlerinin hedef alınmasının kaza olarak nitelendirildiği “Meşrulaştırılmış Yan Hasar Dönemi”, 2011-2020 arasını sağlık hizmetlerinin hedef alınmasının toplumsal direnci kırmanın bir aracı olarak görüldüğü “Sağlık Hizmetlerinin Savaş Silahına Dönüşmesi Dönemi”, 2020 sonrasını ise yaşamın sürdürülebilirliğini sağlayan tüm sağlık hizmetlerinin hedef alındığı “Bir Savaş Biçimi Olarak Sağlık Hizmeti İmhası Dönemi” olarak tanımladı. Üçüncü döneme ilişkin Ukrayna ve Filistin’den örnekler veren Nesanır, bu kavramsal çerçeveyi “sağlık kırımı (healthocide)” kavramı ile de derinleştirdi.

Sunumunun üçüncü bölümünde The Lancet’teki iki yazıya da atıfla “sorun, sistemin çalışmaması” ve “sorun, sistemin tam da böyle çalışmak üzere kurulması” tartışmalarını irdeleyen Nesanır, bu tartışmayı egemen güçlerin kimin ölüp kimin yaşayacağına karar verdiği “nekropolitika (ölüm siyaseti)” kavramı ile derinleştirdi. Nesanır, dünyanın farklı coğrafyalarından paylaştığı veriler eşliğinde nekropolitikanın sistematik olarak çalıştırıldığının altını çizdi.

Nesanır, sunumunun son bölümünde ise önerilerini şöyle sıraladı.

Tanıklıktan yaşam savunusuna; pasif raporlamadan aktif koruma iradesine geçiş için üç adım:

Hukuki Otonomi ve “Sağlık Egemenliği”: Sağlık tesisleri devlet egemenliğinin üzerinde, “insanlığın ortak mirası” statüsünde otonom bölgeler olmalıdır.
Epistemik Güvence ve Dijital Denetim: Saldırıları meşrulaştıran “çift kullanımlı anlatıları” engellemek için sağlık hizmetleri, bağımsız bir uluslararası dijital denetim ağına bağlanmalıdır. Bu ağ, tıbbi tanıklığa “küresel dokunulmazlık zırhı” kazandıracaktır.
“Heatlhocide” Tazminat Fonu: Sağlık sistemine saldırı, müstakil bir suç (healthocide) olarak tanımlanmalıdır. Saldırgan aktörlerin dondurulmuş varlıkları, toplumun biyopolitik onarımı için kurulacak “Yeniden İnşa Fonu”na aktarılmalıdır.

Nekropolitik sessizliğe karşı yaşamın savunulması için üç çağrı:

Yaraları Sarmanın Ötesi: Tıp dünyası artık sadece “yaraları sarmakla” yetinemez. Varlık zeminimizi yok eden bu imha doktrinine karşı, yaşam savunuculuğu örgütlenmelidir.
Hekimlik Etik ve Değerleri: Sağlık hizmetlerini korumak; nekropolitik sessizliğe karşı mesleğimizin etik kodlarını ve evrensel değerlerini tavizsiz savunmaktır.
Bizim görevimiz sadece ölümü belgelemek değil; yaşamı imha eden bu sistemik sessizliği kırmaktır. Çatışmanın/savaşın karşısında tarafsızlık, nekropolitiğe verilmiş sessiz bir onaydır. Bunun yöntemidir de tıbbi başkaldırıdır.

Loading

Paylaş