Sağlık Bakanlığı, 2 Ocak 2026 günü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesindeki Tehlike Sınıfları Komisyonu’na başvurarak kamu hastanelerinin “çok tehlikeli” sınıfından “tehlikeli” sınıfına düşürülmesini talep etmiş; İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü de bu talebe özel hastaneleri de katarak 13 Ocak 2026 günkü Tehlike Sınıfı Komisyonu toplantısında konuyu gündeme almıştı. Türk Tabipleri Birliği (TTB) ile Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB) itirazlarının ardından konu 17 Şubat 2026 günlü toplantıya ertelenmişti.
TTB, TMMOB, Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası (Dev Sağlık-İş), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), İşyeri Hekimleri Derneği (İYHD), İş Sağlığı ve Güvenliği Dernekleri Federasyonu (İSAF) ve Sağlık Çalışanlarının Sağlığı (SÇS) Çalışma Grubu; Tehlike Sınıfları Komisyonu toplantısından bir gün önce, 16 Şubat 2026 günü, TTB’de ortak bir basın toplantısı düzenledi.
Toplantıya TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Alpay Azap, Merkez Konseyi üyesi Dr. Ali Karakoç, TTB İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Kolu Başkanı Dr. Figen Şahpaz, Sağlık Çalışanlarının Sağlığı Çalışma Grubu’ndan Dr. Özlem Kurt Azap ve TMMOB Makina Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu üyesi Bedri Tekin katıldı.
Basın toplantısının açılışını yapan Dr. Alpay Azap; İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi verilerine göre, 2025 yılında 2 bin 105 emekçinin çalışırken yaşamını yitirdiğini, sadece bu verinin dahi işçi sağlığı ve güvenliği ile ilgili sorunları açıkça gösterdiğini söyledi. Sağlık ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıklarından randevu istediklerini fakat yanıt alamadıklarını aktaran Azap; bu süreçte emek-meslek örgütlerinin, 20’den fazla uzmanlık derneğinin ve bilim insanlarının katkılarıyla bir bilimsel rapor hazırladıklarını ve bu raporu komisyon toplantısında paylaşacaklarını da duyurdu. Azap, “Hastaneler bilimsel literatürde ‘çok tehlikeli’ sınıfındadır. Bu konu, sadece hastanelerde görev yapan yüzbinlerce sağlık çalışanını değil, sağlık hizmeti alan milyonlarca vatandaşı da ilgilendiriyor” diye ekledi.
Ortak basın açıklamasını Dr. Figen Şahpaz okudu. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’ndaki tehlike, risk, risk değerlendirmesi ve tehlike sınıfı tanımlarını aktararak söze başlayan Şahpaz, daha sonra ise hastanelerin fiziksel, kimyasal, biyolojik, ergonomik ve psikososyal risklerini özetledi. “Hastaneler bütün bu risk etkenlerinin tamamının bulunduğu, oldukça karmaşık işyerleridir. İşin yürütülme koşulları nedeniyle vardiyalı çalışma, uzun saatler çalışma, aşırı çalışma, hızlı çalışma oldukça sıktır. Bu koşullar altında iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin planlanması açısından da oldukça kapsamlı bilgi ve deneyim gerektiren, pek çok ortam ölçümü ve kişisel maruz kalım ölçümlerinin düzenli olarak yapılmasını gerektiren, çalışan sirkülasyonunun hızlı olduğu, dolayısıyla İSG eğitimlerinin ve risk değerlendirme faaliyetlerinin sık tekrarlanması gereken işyerleridir. Hastaneler ayrıca sadece sağlık çalışanlarının bulundukları işyerleri değildir, bu risklerin çoğu hastaları, hasta yakınlarını ve ziyaretçileri de etkilemektedir. Tehlikeli tıbbi atıklar çevreye ve toplum sağlığına da olumsuz etki yaratmaktadır” diyen Şahpaz, ayrıca COVID-19 pandemisine, sağlıkta şiddete ve depreme bağlı ölümleri hatırlattı. Tehlike sınıfı değişikliği olduğu takdirde işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini esnetecek uygulamaları da ayrıntılı biçimde aktaran Şahpaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Asıl amaç İSG personel sayısını düşürmek, zor bulunan A sınıfı iş güvenliği uzmanını istihdam etmekten kurtulmak, İSG sorumlulukları ve maliyetlerini azaltmaktır. Yine söylüyoruz, Sağlık Bakanlığı bu alandaki asıl sorumluluklarını unutmuş süreci bir işveren mantığıyla yürütmeyi uygun görmüştür. Tüm bu açıklanan bilimsel, hukuki ve idari gerekçeler göz önüne alındığında Sağlık Bakanlığı’nın bu teklifi hiçbir bakımdan kabul edilemez. Sağlık Bakanlığı’nı çalışan ve hasta güvenliği açısından ciddi sonuçlara neden olacak bu teklifi geri çekmeye, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nı 6331 sayılı kanunu eksiksiz uygulamaya davet ediyoruz.”
Açıklamanın sonunda TTB ve TMMOB’nin 2025 yılında yeniden oluşturulan Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi’nin asil üyeliğinden çıkarılarak ihtiyaç durumunda davet edilen kurumlar konumuna getirilmesine karşı hukuksal sürecin devam ettiği bilgisi de paylaşıldı.
Açıklamanın tamamı için tıklayınız.
Basın toplantısında katılımcılar da kısa sözler aldı.
Bedri Tekin; Sağlık Bakanlığı’nın böyle bir öneri sunmasının insan sağlığına ve yaşamına önem vermemek anlamına geldiğini vurguladı ve yarın yapılacak komisyon toplantısında çetin tartışmalar yürütüleceğini söyledi.
Dr. Özlem Kurt Azap; sağlık çalışanlarının sağlığına ilişkin hizmetlerin her geçen gün olumsuz yönde seyrettiğini ve SÇS Çalışma Grubu’nun sağlık çalışanları ile yaptığı anket sonuçlarının da bunu teyit ettiğini kaydetti. “Tehlike” ve “risk” ayrımının anlaşılamadığını, uluslararası kurumların ve literatürün sağlık çalışanlarının çalıştığı alanları “en riskli” kabul ettiğini belirten Kurt Azap, “Bu yanlış girişimin bilimsel bilgiler ve uygulamalar çerçevesinde düzeltilmesini temenni ediyoruz” dedi.
Dr. Ali Karakoç; hastanelerde her geçen gün teknolojik ve biyolojik ajanların çeşitlendiğini, radyasyon maruziyetinin arttığını, şiddetin tırmandığını, sağlık çalışanlarının iş yükünün yoğunlaştığını ve psikososyal olarak daha fazla yıprandığını ifade etti. Karakoç, “Sermayenin işçi sağlığı ve güvenliğini ek bir maliyet kalemi olarak gördüğünü yıllardır söylüyorduk ama bu yaklaşımın artık kamu otoritesinde de hakim hale geldiğini görüyoruz. Bu asla kabul edilemez. Siyasi iktidarın sağlık emekçilerinin ve toplumun sağlığını hiçe sayan politik tercihlerine karşı mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.
![]()

