İklim Krizinin Sağlık Üzerindeki Etkileri TTB Halk Sağlığı Kolunun Söyleşisinde Ele Alındı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi ve Halk Sağlığı Kolu tarafından “İklim Krizi ve Hekimlik: Hazır mıyız?” başlıklı söyleşi yapıldı. 20 Temmuz 2026 Pazartesi günü çevrimiçi olarak düzenlenen ve kolaylaştırıcılığını Dr. Gamze Varol’un üstlendiği söyleşide Dr. Gökhan Alıcı, Dr. Ayşe Gültekingil, Dr. Ümit Şahin ve Dr. Melike Yavuz iklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerini uzmanlık alanları çerçevesinde değerlendirdi. Söyleşide, iklim krizinin artık geleceğe ilişkin bir tehdit değil, sağlık hizmetlerinin günlük pratiğini etkileyen güncel bir halk sağlığı sorunu olduğu vurgulandı.

Halk sağlığı uzmanı Dr. Gamze Varol, Kasım ayında Antalya’da COP31 ile eş zamanlı düzenlenmesi planlanan ve TTB’nin de katkı verdiği Halkların İklim Zirvesi’nin; iklim krizinin sağlık boyutunu görünür kılmak, hekimlerin sürece katılımını sağlamak ve toplum sağlığını önceleyen politikaları güçlendirmek adına sağlık meslek örgütleri için önemli bir buluşma zemini ve fırsat sunacağını belirtti.

İlk olarak konuşan kardiyoloji uzmanı Dr. Gökhan Alıcı, özellikle sıcak hava dalgalarının yaşandığı dönemlerde kardiyoloji servislerine başvuruların ve kardiyovasküler acillerin arttığını, uluslararası çalışmaların da aşırı sıcaklar ile kalp-damar hastalıklarına bağlı ölümler arasındaki ilişkiyi ortaya koyduğunu belirtti. Alıcı, sıcak hava ile hava kirliliğinin birlikte etkisinin ölüm riskini artırdığını söyledi. Söyleşinin ilerleyen bölümünde ise sıcak hava eylem planlarının, erken uyarı sistemlerinin ve koruyucu kardiyoloji uygulamalarının geliştirilmesinin önemine değinerek, risk grubundaki hastalara yönelik önleyici sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

TTB Merkez Konseyi II. Başkanı ve çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı Dr. Ayşe Gültekingil, çocukların vücut ısısını ayarlama sistemlerinin yeterince gelişmemiş olması nedeniyle aşırı sıcaklardan yetişkinlere kıyasla çok daha fazla etkilendiğini belirtti. İklim krizinin yalnızca sıcak artışıyla sınırlı kalmadığını dile getiren Gültekingil, iklim krizinin hava kirliliği, polen yoğunluğu, seller ve bulaşıcı hastalıkların yayılımı gibi birçok mekanizma üzerinden çocuk sağlığını tehdit ettiğini ve kalıcı çözüm için yapısal politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti. Halkların İklim Zirvesi’nin iklim adaleti, çocuk hakları ve toplum sağlığı taleplerinin görünür kılınması açısından önemli bir fırsat olduğunu belirten Gültekingil, hekimlerin bu sürece aktif katkı sunması gerektiğini dile getirdi.

Halk sağlığı uzmanı Dr. Ümit Şahin, Türkiye’nin Akdeniz Havzası’nda yer alması nedeniyle iklim krizinden en fazla etkilenecek bölgeler arasında bulunduğunu hatırlattı. İstanbul’da yapılan araştırmalarda sıcak hava dalgalarının binlerce ek ölüme yol açtığının ortaya konulduğunu aktaran Şahin, sağlık politikalarının yalnızca uyum önlemleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini, fosil yakıtlardan çıkışın iklim krizini durdurmanın temel koşulu olduğunu vurguladı. Şahin ayrıca iklim krizine karşı hazırlığın temel unsurlarını sağlık sisteminin dirençli hale getirilmesi, koruyucu hekimlik yaklaşımının güçlendirilmesi ve araştırmacıların sağlık verilerine şeffaf biçimde erişebilmesi olarak sıraladı.

Halk sağlığı uzmanı Dr. Melike Yavuz ise iklim krizinin yalnızca çevresel ya da teknik bir sorun olarak ele alınamayacağını, mevcut üretim ve tüketim ilişkilerinin, fosil yakıtlara dayalı ekonomik modelin ve doğayı sınırsız bir kaynak olarak gören anlayışın krizin temel nedenlerini oluşturduğunu söyledi. Ormansızlaşma, madencilik faaliyetleri, endüstriyel üretim ve yanlış tarım politikalarının hem ekolojik yıkımı hem de sağlık sorunlarını derinleştirdiğini belirten Yavuz, iklim krizinin en ağır yükünü ise krize en az katkıda bulunan toplum kesimlerinin taşıdığına dikkat çekti. Halkların İklim Zirvesi’nin, iklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerini, iklim adaletini ve kamusal sağlık politikalarını görünür kılacak önemli bir buluşma zemini olacağını ifade eden Yavuz, çözümün yalnızca teknik önlemlerle değil, krizi ortaya çıkaran üretim ilişkilerinin ve ekonomik tercihlerin tartışılmasıyla mümkün olacağını vurguladı.

Loading

Paylaş