Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Toplumsal Barış ve Sağlık Çalıştayı Mersin’de Yapıldı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu tarafından düzenlenen Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Toplumsal Barış ve Sağlık Çalıştayı, 21–22 Şubat 2026 tarihlerinde Mersin Tabip Odası’nın ev sahipliğinde gerçekleştirildi.

Çalıştayın açılış konuşmalarını TTB Merkez Konseyi II. Başkanı Dr. Pınar Saip ile TTB önceki dönem Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı yaptı.

Dr. Türkan Günay ve Dr. Neşe Yılmaz’ın kolaylaştırıcılığında yürütülen oturumda gazeteci Yıldız Tar, toplumsal cinsiyet eşitliği ile toplumsal barış arasındaki ilişkiyi ele aldı. Dilan Elveren dünyadaki deneyimleri aktarırken, akademisyen Yasemin Özgün ise Türkiye’de barış için yürütülen kadın mücadelelerini değerlendirdi.

Çalıştay, “Savaş ve Çatışma Dönemlerinde Kadınlar ve Kadın Sağlığı”, “Kadınlar Nasıl Bir Barış İstiyor?” ve “Toplumsal Barışın İnşasında Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Mücadelesi Nasıl Örülmeli?” başlıklı atölye çalışmalarıyla devam etti.

Atölye çalışmalarının ardından basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasında konuşan Mersin Tabip Odası Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu üyesi Dr. Aybüke Mustan, barışın yaşam ve sağlığın en temel koşulu olduğunu vurguladı. Ülkenin dört bir yanından kadın hekimlerin bir araya geldiğini belirten Mustan, “Kadınların yaşamı, sağlığı ve toplumsal barış arasındaki ilişkiyi görünür kılmak ve barışın inşasında söz kurmak için buradayız” dedi.

Mustan, kadınların yaşamı, sağlığı ve toplumsal barış arasındaki güçlü bağa dikkat çekerek, ülkenin dört bir yanından kadın hekimlerin barışın inşasında söz kurmak için bir araya geldiğini söyledi.

Savaşların kapitalist ve patriyarkal sistemler tarafından üretildiğini vurgulayan Mustan, savaş ortamında özgürlük ve eşitliğin askıya alındığını, emek ve beden sömürüsünün derinleştiğini, şiddetin ise en çok kadınların yaşamında görünür hale geldiğini ifade etti. Şiddetin, gündelik hayattaki cinsiyetçi dilden başlayarak beden dokunulmazlığının ihlaline, sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlanmasına, kız çocuklarının eğitimden koparılmasına ve çocuk yaşta evliliklere kadar uzanan geniş bir alanda yeniden üretildiğini belirtti.

Gerçek barışın yalnızca çatışmasızlık anlamına gelmediğini dile getiren Mustan, barışın ancak toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlandığı, cinsiyet temelli nefret ve ayrımcılığın ortadan kaldırıldığı koşullarda mümkün olabileceğini dile getirdi. Sağlık çalışanlarının yaşamı savunan bir mesleği icra ettiğini hatırlatan Mustan, savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğunu ve barışın toplum sağlığının korunması açısından zorunlu olduğunu söyledi.

Kadın hekimler olarak barışın tesisinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin esas alınması gerektiğini vurgulayan Mustan, İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmesi, 6284 sayılı yasanın etkin uygulanması, kadınların ve LGBTİ+’ların haklarını geriye götüren uygulamalardan vazgeçilmesi ve eğitimden sağlığa tüm alanlarda eşitlikçi politikalar hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.

TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu Toplantısı’nın yapıldığı etkinliğin ikinci gününde ise Ulaş Bayraktar’ın rehberliğinde Mersin’in kültürel tarihine ve kadın hikâyelerine farklı bir bakış getiren kent gezisi gerçekleştirildi.

Basın açıklamasının tamamı şöyle:

Bugün TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu olarak, yaşamın ve sağlığın en temel koşulu olan barışa neden ihtiyaç duyduğumuzu konuşmak; kadınların yaşamı, sağlığı ve toplumsal barış arasındaki ilişkiyi görünür kılmak ve barışın inşasında söz kurmak için ülkenin dört bir yanından kadın hekimler olarak bir araya geldik.

Biliyoruz ki, savaşları üreten kapitalist patriyarkal sistemlerdir. Çünkü savaş, tüm hakların temeli olan yaşam hakkını ihlal eder. Savaş dönemlerinde özgürlük ve eşitlik rafa kalkar; bu durum, savaşı besleyen eril hegemonik düzen tarafından meşrulaştırılır. Emek ve beden sömürüsü derinleşir; kadın bedeninin denetimi çeşitli gerekçelerle tahakküm altına alınır.

Şiddet, göç ve yoksulluk gibi savaşın sonuçları tarih boyunca kadınların yaşamını belirlemiştir. Şiddetin artışı, toplumsal hayatta en önce kadınların bedeninde ve yaşamında görünür hale gelir. Bu şiddet; gündelik dildeki cinsiyetçi ifadelerden başlar, beden dokunulmazlığının ihlaline, ekonomik ve sosyal eşitsizliklere, kürtaj ve doğum kontrol yöntemlerine erişememeye, temel sağlık hizmetlerinin çökmesine, kadınların özgün sağlık gereksinimlerinin yok sayılmasına, kız çocuklarının eğitimden uzaklaştırılmasına ve çocuk yaşta evliliklere kadar uzanan geniş bir alanda yeniden üretilir.

Gerçek barış; özgürlüğün ve eşitliğin yaşamın her hücresine nüfuz ettiği, toplumsallaşmış bir örüntüdür. Bu nedenle barış, kadınlar için gündelik yaşamın her anında hissedilen temel bir gereksinimdir. Kadınlar bunun tarihsel olarak farkındadır; çünkü kadınlar savaşın değil, barışın öznesi olagelmiştir.

Sağlık çalışanları, toplumla kurdukları doğrudan ve sürekli temasla yalnızca bakım ve tedavi sunmaz; hastalarına dokunarak, tanıyarak, sezgisel bir ilişki içerisinde hem sağaltır hem de onarır. Savaşın toplum sağlığı üzerindeki kısa ve uzun vadeli etkileri düşünüldüğünde, barışın tesisi sağlık çalışanları için yalnızca bir yurttaşlık talebi değil, toplum sağlığının korunması açısından zorunlu bir gerekliliktir. Çünkü hekimler yaşamı savunur ve savaş bir halk sağlığı sorunudur.

Bugün, ülkemizin ve dünyanın içinden geçtiği tarihsel süreçte, barışı konuşmak yalnızca çatışmasızlığı konuşmak değildir. Biliyoruz ki, cinsiyet temelli nefret ve ayrımcılığın ortadan kaldırıldığı her yerde barış filizlenir. Bu nedenle gerçek bir barış; toplumsal cinsiyet eşitliğinin gözetildiği, cinsiyetçi şiddetin ortadan kalktığı koşullarda hayat bulabilir.

Biz kadın hekimler olarak, Hipokrat yemini, mesleki değerlerimiz ve yaşam savunuculuğumuzla, barışın tesisinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin esas alınması gerektiğini savunuyor; gerçek ve toplumsal bir barışın ayrımcılık ve nefret söylemlerine karşı politikalar geliştirilmesiyle inşa edilebileceğini vurguluyoruz.

Ev içinden başlayarak topluma yayılan her türlü şiddete ve savaşlara karşı yaşamı ve özgürlüğü savunuyoruz. Bunun için:

İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmesini,

6284 sayılı yasanın etkin şekilde uygulanmasını,

Kadınların Medeni Kanun’dan gelen haklarını ve LGBTİ+’ların yaşam ile sağlık haklarını geriye götüren uygulamalardan vazgeçilmesini,

Eğitimde, sağlıkta ve yaşamın tüm alanlarında kadınların ve çocukların haklarını gözeten politikalar üretilmesini talep ediyoruz.

Toplumsal barış, ancak toplumsal cinsiyet eşitliği ile mümkündür!

Çalıştay fotoğrafları için tıklayın.

Loading

Paylaş