Türk Tabipleri Birliği (TTB) Aile Hekimliği Kolu (AHEK), Sağlık Bakanlığı yöneticilerinin bir yazılım şirketi kurarak, tüm aile hekimlerini bu yazılımı almaya ve kullanmaya mecbur bırakması üzerine 15 Haziran 2026 günü çevrimiçi bir basın toplantısı düzenledi.
Basın toplantısına TTB Merkez Konseyi II. Başkanı Dr. Pınar Saip, Merkez Konseyi üyeleri Dr. Ayşegül Ateş Tarla ve Dr. Mehmet Şerif Demir ile TTB AHEK Başkanı Dr. Sibel Uyan ve Yürütme Kurulu üyesi Dr. Emrah Kırımlı katıldı.
Toplantının açılış konuşmasını yapan Dr. Pınar Saip, son dönemde çıkarılan yönetmeliklerle birinci basamak sağlık hizmetlerinin giderek daha fazla ticarileştirildiğini ve rant alanına dönüştürüldüğünü söyledi. Bunun sonucunda yurttaşların birinci basamak sağlık hizmetlerine erişiminin her geçen gün zorlaştığını belirten Saip, koruyucu sağlık hizmetlerinin önceliklendirilmesi gerektiğini ifade etti. Birinci basamakta görev yapan sağlık çalışanlarının kamu personeli olarak istihdam edilmesi ve hizmet verilen binaların kamusal nitelikte olması gerektiğini vurgulayan Saip, sağlık emekçilerinin emeğinin değersizleştirilmesine karşı verdikleri mücadelenin yanında olduklarını dile getirdi.
Dr. Emrah Kırımlı, İstanbul’un kızamık salgını tehdidiyle karşı karşıya olduğunu belirterek, aşı yaptırmayanların sayısındaki artışın kızamık, boğmaca ve difteri gibi hastalıkların yeniden görülmesine yol açtığını, ayrıca menenjit kaynaklı ölümlerin yaşandığını söyledi. Sağlık Bakanlığı’nın acilen önlem alması gerektiğini ifade eden Kırımlı, HPV aşısının ücretsiz uygulanması için yıllardır çağrıda bulunduklarını ancak bu talebin karşılanmadığını kaydetti. Bakanlığın genişletilmiş bağışıklama programındaki aşıların teminini, uygulanmasını ve teşvik edilmesini sağlaması gerektiğini belirten Kırımlı, rahim ağzı kanserine karşı koruma sağlayan HPV aşısı ile menenjit aşısının ücretsiz sunulması çağrısında bulundu.
Dr. Ali Kanatlı, Sağlık Bakanlığı’nın çıkardığı yeni mevzuatlarla deprem bölgesindeki aile hekimlerinin sorunlarına yenilerinin eklendiğini söyledi. Bölgedeki ASM’ler halen ciddi sorunlar yaşandığını aktaran Kanatlı, konteynırlarda hizmet vermeye çalışan aile hekimleri için kalıcı ASM binalarının Bakanlık tarafından bir an önce yapılması gerektiğini ifade etti.
Dr. Mehmet Şerif Demir, mevcut sağlık sisteminin hem sağlık emekçilerine hem de toplum sağlığına faydasının olmadığını söyledi. ASM’lerin hala apartman altlarında ve uygun olmayan fiziki koşullarda hizmet vermeye çalıştığını belirten Demir, ASM’lerin kamu eliyle inşa edilmiş güvenli binalarda faaliyet göstermesi, ASM çalışanlarının da kamuda güvenceli istihdam edilmesi gerektiğini dile getirdi.
Dr. Ayşegül Ateş Tarla ise sağlığın bir kamu hizmeti olduğunu ve kamu binalarında sunulması gerektiğini belirtti. İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin sağlanmasının Sağlık Bakanlığı’nın sorumluluğunda olduğunu ifade eden Tarla, yangın güvenliği ve kamera sistemleri gibi yükümlülüklerin aile hekimlerine bırakılmasının kabul edilemez olduğunu söyledi.
Dr. Sibel Uyan tarafından okunan basın açıklaması şöyle:
Aile Hekimliğinde Ranta Değil Halkın Sağlığına, Çalışanın Haklarına Sahip Çıkacak Yönetim İstiyoruz!
Sağlık Bakanlığı, 9 Nisan 2026 tarihinde Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği’nde bir kez daha değişikliğe giderek, Bakanlığa ait Sağlık Bilgi Yönetim Sistemi’nin kullanımını zorunlu hale getirmiş ve kullanılan yazılımları merkezileştirmiştir. Sağlık Bakanlığı yöneticilerinin bir yazılım şirketi kurarak, tüm aile hekimlerini bu yazılımı almaya ve kullanmaya mecbur bırakmasını; bu şirket üzerinden birilerine yüksek rant sağlama çabalarını kabul etmiyoruz. Buna karşı durmak için buradayız.
Aile hekimleri, ülke çapındaki aile sağlığı merkezlerinde (ASM) temizlik, tıbbi sekreterlik ve sağlık hizmetleri alanında görev yapan 20 bine yakın sağlık emekçisiyle çalışmaktadır. Bakanlığın, aile hekimlerinin çalıştırmak zorunda olduğu bu çalışma arkadaşlarımızın emeklerinin karşılığının verilerek güvenceli kamu çalışanı statüsüne alınması talebimizi dikkate alması gerekirken, Sağlık Bilgi Yönetim Sistemi örneğinde olduğu gibi şirket kurarak aile hekimliğinde yeni bir taşeronlaşma ve rant kapısı oluşturma çabasında olduğunu biliyoruz. Buna karşı durmak için buradayız.
19 Mayıs 2026 tarihinde yayımlanan Sağlık Raporları Yönetmeliği, yeterli hazırlık yapılmadan, başta TTB olmak üzere ilgili sağlık meslek örgütleri ve sağlık çalışanları ile görüşülüp tartışılmadan yayımlanmış; parça parça yayımlanmış mevzuatı birleştirme amacını bile yerine getirememiş ve Bakanlığın “yönetememe” örneklerinden biri olmuştur. Birinci basamakta sağlık hizmetinin paralı hale getirilmesinin yolu, bazı raporlardan ücret alınmasıyla açılmıştır. Sadece bir ayda 3 milyon kişinin ehliyet yenilemek için ASM’lere başvurduğu düşünüldüğünde, Sağlık Bakanlığı’nın yurttaşın cebinden topladığı bu geliri, sözünü verdiği yeni ASM binaları için bile kullanmadığını görüyoruz. Halkın, sağlık kurumu olsun diye Bakanlığa bağışladığı yerleri dahi belli kesimlerin kazancı için ranta açmanıza karşı çıktığımız için buradayız.
Bugün 15 Haziran 2026. Sağlık Bakanlığı’nın ücretlerimizi kesmek, hastalarımıza ayıracağımız süreyi azaltmak, sağlığı korumak yerine daha çok tedavi, daha çok tetkik ve daha çok sevk yapmamızı dayatan “Eziyet Yönetmeliği”nden bu yana 18’inci defa ücretlerimizi kesintiyle aldık.
Bugün aile hekimliği artık paralı hale getirilmiştir. Aile hekimliği çalışanlarının ekip arkadaşları üzerinden ve kullandığı bilgi yönetim sistemi üzerinden rant sağlama planları işletilmektedir. Buna karşılık aile hekimliği çalışanları; uygunsuz ASM binalarında, güvensiz ortamlarda, %65’i performansa dayalı, düşük ücretle ve güvencesiz çalışmaktadır. Tüm bunlara “dur” demek için buradayız.
Bu 18 ayda çıkardığınız yönetmeliklerle ne hastalarımız daha iyi bir sağlık hizmeti alabildi ne de bir sağlık emekçisi daha iyi şartlarda çalışabildi. Yaşanan tek şey; taşeronlaşma, açılan rant kapıları ve artan sağlık harcamalarıdır. Sıradaki rant kapısı hasta verilerimizin olduğu bilgi sistemlerimiz mi? Dayattığınız aile hekimliği taşeron firmalarından rant elde etmek mi? Tüm bu soruları Sağlık Bakanlığı’na sormak için buradayız.
Sağlık Bakanlığı’nın ne yaptığını ve ne yapmak istediğini görüyoruz. Buradan tüm meslektaşlarımıza, sağlık emekçilerine ve yurttaşlarımıza sesleniyoruz: Alınıp satılan bizim emeğimiz, bizim sağlığımızdır. Sağlık Bakanlığı’nın derdinin sağlığımız ya da emeğimiz olmadığını biliyoruz. Öyle olsaydı bugün salgınlarla uğraşmak zorunda kalmazdık; öyle olsaydı daha az kişi kanser olur, daha erken tedavi imkânına kavuşurdu; öyle olsaydı övündükleri kronik hastalık yönetim programlarında tedavi ve sevk yerine erken tanı daha değerli olurdu; öyle olsaydı tabelalarda değil, gerçekte yeni ASM’lerimiz olurdu.
Buradan Sağlık Bakanlığı’na sesleniyoruz: Emeğimizi ve halkın sağlık hakkını korumak, rant düzenine karşı çıkmak ve sağlığın kamusal bir hak olduğunu dile getirmekten asla vazgeçmeyeceğiz.
Sağlık çalışanları ve toplumun sağlık hakkı için sesimizi çıkarmaya, sözümüzü söylemeye ve mücadele etmeye devam edeceğiz.
Türk Tabipleri Birliği Aile Hekimliği Kolu
![]()

