Türk Tabipleri Birliği (TTB) Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu ve Ankara Tabip Odası Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla 7 Mart 2026 Cumartesi günü TTB’de basın toplantısı düzenledi.
Kadın hekimlerin hem toplumda hem sağlık sisteminde yaşadığı toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine karşı sesini yükseltmek ve eşitlik temelinde bir sağlık sistemi kurmak adına bir arada olduğu vurgusuyla başlayan açıklamada; patriyarkal sistemin kadınların ve LGBTİ+ların bedenleri, hayatları ve hakları üzerinde iktidar kurma çabasının giderek tırmandığı belirtildi. Açıklama şu cümlelerle son buldu:
“Sağlığın tüm alanlarında toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadelemizi sürdüreceğiz! Çünkü biz biliyoruz ki; kadınlar ve LGBTİ+’lar için başka bir yaşam mümkün, başka bir sağlık sistemi mümkün! Çünkü emeğimiz de bedenimiz de sözümüz de bizim!”
Dr. Ezgi Özsöz Kolsuz tarafından okunan açıklamanın tamamı şöyle:
8 Mart’ta Kadın Hekimler Olarak Mücadelemiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Özgürlük, Şiddetsiz ve Sağlıklı Bir Yaşam İçin
Bugün, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde; 14 Mart Tıp Haftası’na ilerlerken, kadın hekimler olarak hem toplumda hem sağlık sisteminde yaşadığımız toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine karşı sesimizi yükseltmek ve eşitlik temelinde bir sağlık sistemi kurmak adına bir aradayız.
Geçtiğimiz yıl da patriyarkal sistemin hayatlarımız üzerindeki baskısını artırdığı ama kadınların ve LGBTİ+’ların her alanda direndiği, mücadele ettiği bir yıl olarak yazıldı.
Bu yıl da kadınlar emeklerinin karşılığını alabilmek için ve ekonomik hakları için mücadeleyi sürdürdü. 2025’in “Aile Yılı” ilan edilmesiyle bir taraftan ev içi emek sorumluluğu kadınların üzerine daha fazla yüklendi, diğer taraftan kadınlar derinleşen yoksulluk nedeniyle ev dışında da kayıtdışı veya esnek işlerde çalışmak zorunda kaldılar. Güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle artan sağlık sorunlarıyla baş etmek zorunda kalan kadınlar, kimi zaman da Dilovası’nda olduğu gibi iş cinayetleriyle hayatlarını kaybettiler. Kadınların ekonomik ve medeni hakları nafaka, tazminat ve miras hakları yargı paketleriyle sürekli tehdit edildi. Kimi zaman da bedenleri, medeni durumları ve düşünceleri nedeniyle işyerlerinde tacize, ayrımcılığa, kötü muameleye maruz kaldılar; hatta işlerinden edildiler.
Kadın hekimler haklarımızı ve yaşamı savunmaya devam ederken görevden alındılar, soruşturmalara maruz kaldılar, yetmedi adli yargılama ile cezalandırılmaya çalışıldılar; tıpkı yakın zamanda kolumuzun önceki dönem yürütme kurulu üyesi Ayşe Uğurlu gibi. Meslektaşlarımızın görevine iade edilmesi talebini yineliyoruz. İşyerinde kötü muameleye uğrayan hiçbir kadın arkadaşımız yalnız değildir! Kadınların güvencesiz çalıştırılmasına ve emeklerinin değersizleştirilmesine her zaman karşı çıktık, çıkmaya da devam edeceğiz!
Bu yıl yine kadınların bedenleri nesneleştirilirken, pronatalist politikalarla doğurmaya teşvik edilirken, doğum şekillerinden kıyafetlerine kadar özerk alanları kamusal tartışma malzemesi haline getirilirken, kadın sağlığını koruma yönünde herhangi bir adım atılmadı. Gebelikten korunma yöntemlerine erişim güçleşti, kürtaj hakkı fiilen kullanılamaz hale geldi, menopoz ilaçları satın alınamaz oldu. Rahim ağzı kanserine karşı en etkili yöntemlerden biri olan HPV aşısının aşı programına alınacağı yönündeki sözler yine tutulmadı. Hastanelerde kadın hastalara kıyafetleri nedeniyle ayrımcılık yapıldı, evli olmayan kadınlar çeşitli tetkik ve muayenelerden mahrum bırakılarak sağlıkları riske atıldı. Kadın bedeni üzerinde kurulmak istenen iktidar, bu yıl da bitmek bilmeyen bir müdahale alanı yaratmaya devam etti.
Bu yıl da LGBTİ+’ların başta yaşam hakkı olmak üzere ifade, sağlık ve eşit yurttaşlık hakları tehdit altındaydı. Patriyarkal sistem tarafından her yeni yargı paketinde LGBTİ+’ların hedef gösterildiğini, kimliklerinin kriminalize edildiğini gördük. Transların hormon tedavilerine ve uyum süreçlerine erişimi daha da zorlaştı; sağlık hizmeti almaya çalışırken ayrımcılık, şiddet ve engellerle mücadele etmek zorunda kaldılar.
Ve belki de bu yıl en çok, şiddeti yaşadık. İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması ve 6284 sayılı kanunun etkin şekilde uygulanmaması nedeniyle giderek artan fiziksel ve cinsel şiddet; hastanede kocası tarafından vurulan kadın sekreterlerden çalıştığı okulda öldürülen kadın öğretmene, yıllarca uğradığı istismarın görmezden gelinmesi sonucu hayatını kaybeden anne kızdan Meclis binasında çalışırken taciz gören MESEM’li kız çocuklarına kadar her yerdeydi. Patriyarkal şiddet, dünyanın pek çok coğrafyasında da savaşlarla ortaya çıktı; Filistin’de, Suriye’de, İran’da kadınlar ve LGBTİ+’lar savaşların en ağır sonuçlarını yaşadı. Buna rağmen milyonlarca kadın ve LGBTİ+ dünyanın dört bir yanında “Savaşa Hayır, Barış Hemen Şimdi!” diye haykırdı. Çünkü biz kadınlar ve kadın hekimler olarak biliyoruz ki; toplumsal cinsiyet eşitliği olmadan toplumsal barış, barış olmadan da herkes için sağlık söz konusu olamaz!
Bu yıl da patriyarkal sistemin bedenimiz, hayatımız ve haklarımız üzerinde iktidar kurmaya çalıştığını, söz söylediğini, hak iddia ettiğini deneyimledik. Ama biz her yıl olduğu gibi bu yıl da kadınlar ve kadın hekimler olarak haklarımız için, özgürlüğümüz için, barış için, eşitlik için mücadele ettik; mücadele etmeye de devam edeceğiz.
Eşit, nitelikli, ulaşılabilir ve anadilinde sağlık hizmeti için;
Kadınların sağlıklı koşullarda çalışması ve emeklerinin karşılığını alması için;
Gebelikten korunma yöntemleri ve kürtaj hakkı için;
HPV aşısı için;
LGBTİ+ sağlığı için;
İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmesi ve 6284 sayılı kanunun etkin uygulanması için;
Ve sağlığın tüm alanlarında toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadelemizi sürdüreceğiz!
Çünkü biz biliyoruz ki; kadınlar ve LGBTİ+’lar için başka bir yaşam mümkün, başka bir sağlık sistemi mümkün!
Çünkü emeğimiz de bedenimiz de sözümüz de bizim!
Türk Tabipleri Birliği Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu
![]()

