Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklikler: İşletmelere Denetim Muafiyeti, Hekimlere İdari Kısıtlama

Türk Tabipleri Birliği (TTB) olarak, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın uygulamaya konulduğu dönemden bu yana sağlık hizmetlerinin piyasalaştırılmasına, hekim emeğinin ucuzlatılmasına ve mesleki bağımsızlığın aşındırılmasına karşı çıkmaktayız. Sağlık hizmetinin ticari bir faaliyet olarak örgütlenmesi ile hekimlerin çalışma koşullarının işletmelerin gereksinimlerine göre biçimlendirilmesini aynı politikanın birbirini besleyen sonuçları olarak değerlendirmekteyiz. Halkın sağlık hakkı ile hekimlerin emek ve mesleki bağımsızlık mücadelesini bu nedenle birlikte ele alıyoruz.

29 Ağustos 2026 tarihli Özel Hastaneler Yönetmeliği değişikliğini de bu süreklilik içinde değerlendiriyoruz. 30 Ocak 2025 tarihli ve 32798 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmeliğin çeşitli hükümleri hakkında, Danıştay 10. Dairesi’nin 31 Aralık 2025 tarihli ve E. 2025/1585 sayılı kararı da dâhil olmak üzere, farklı davalarda yürütmenin durdurulması kararları verilmiştir. Son değişiklikler, bu yargısal süreçlerin ardından bazı hükümleri yeniden düzenlerken şekli bir ikame yoluna giderek işletmelere yeni kolaylıklar tanımakta, hekimlerin çalışma olanaklarına ilişkin idari sınırlamaları ise büyük ölçüde korumaktadır.

“Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” ile yapılan en önemli değişiklikler şunlardır:

1. Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. fıkrasında yapılan değişiklikle Türkiye Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü (TÜSKA) akreditasyonu olan hastaneler için denetim muafiyeti getirilmiştir. Platin veya altın kategori için 3 yıl, gümüş için 2 yıl, bronz için 1 yıl olağan denetim muafiyeti öngörülmüştür.

Bakanlık, akreditasyon belgesine kamu denetimini tamamlayan bir işlev vermekle yetinmemekte, belge sahibi işletmenin olağan denetimlere tabi olmasını da belirli sürelerle ortadan kaldırmaktadır. Düzenleme bütün denetimleri kaldırmamakla birlikte, işletmeleri belirli sürelerle olağan denetimin dışına çıkararak kamusal gözetimin bu ayağını daraltmaktadır.

Özel hastanelere ruhsatlandırıldıkları tarihten itibaren üç yıl içinde TÜSKA akreditasyon belgesi alma ve belge alamayanlara bilgilendirme tabelası asma zorunluluğu getiren 5. maddenin 8. fıkrası ile geçici 1. maddenin yürütmesi, Danıştay 10. Dairesi’nin 18 Eylül 2025 tarihli, E. 2025/1597 sayılı kararıyla durdurulmuştur. Yeni düzenleme, 5. maddenin 8. fıkrasındaki zorunluluk modelinin yerine, akreditasyonu olağan denetimden muafiyetle teşvik eden bir model getirmektedir. Burada özel hastaneler lehine bilinçli bir tercihte bulunulmuş, akreditasyon üzerinden sağlık sermayesine denetim ayrıcalığı tanınmıştır.

2. Yönetmeliğin 17. maddesinin 4. fıkrasında özel hastanelerde konsültan hekim davetinde özel sağlık kuruluşlarındaki kadrolu hekimlere öncelik veren “öncelikle” ibaresi, “tercihen” olarak değiştirilmiştir.

Danıştay 10. Dairesi’nin 31 Aralık 2025 tarihli, E. 2025/1585 sayılı kararında, 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu’nun 25. maddesinin hastaya dışarıdan istediği hekimi çağırabilme imkânı tanıdığına dikkat çekilmiştir. Kadrolu hekimlere öncelik verilmesinin bu hakkı daralttığı; ayrıca acil veya sevkin tıbben riskli olduğu durumlarda konsültan hekime ulaşmayı geciktirerek yaşam hakkı bakımından risk yaratabileceği değerlendirilmiştir.

Yapılan değişiklik ile ifadenin bağlayıcılığı yumuşatılmış ancak özel sağlık kuruluşlarında kadrolu çalışan hekimler lehindeki yönlendirme metinde korunmuştur. Konsültan hekimin seçiminde tıbbi gereksinimin ve mesleki yetkinliğin yanına çalışma statüsüne dayalı bir ölçüt yerleştirilmektedir. Muayenehane hekimi ile kadrolu çalışan hekim arasındaki ayrım, konsültasyon düzenlemesinde korunmaktadır. Bakanlık, yargının eleştirdiği ayrımı metinden çıkarmak yerine sadece bu ayrımın ifade biçimini daha şekilde değiştirmiş, bu şekilde özel sağlık kuruluşlarındaki hekimler lehine tercih daha esnek bir ifade ile varlığını sürdürmüştür. Böylece hekimlerin mesleki özerkliği kısıtlanmış ve idari kontrol sürdürülmüştür.

3. Yönetmeliğin 24. maddesinin 4. fıkrasında yapılan değişiklik ile muayenehaneden gelen hasta için sözleşmeli hastanede müdahalenin yapılamaması hâlinde, hekimin talep ettiği başka hastanede işlem yapılabilmesine yönelik vaka bazlı il sağlık müdürlüğü izni korunmuştur. İznin istenmesine, değerlendirme ölçütlerine ve sürecine; ayrıca acil hâllerde, mesai saatleri dışında ve tatil günlerinde uygulanmasına ilişkin usul ve esasların bakanlıkça belirleneceği düzenlenmiştir.

Danıştay 10. Dairesi’nin önceki düzenlemeye ilişkin kararında öne çıkan sorun, izin sürecinin belirsizliğidir. İznin kim tarafından isteneceği, hangi ölçütlerle ve ne kadar sürede değerlendirileceği, acil durumlarda ve mesai dışında nasıl uygulanacağı yönetmelikte açıklanmamıştır.

Yeni fıkra, bu sorulara doğrudan yanıt vermemekte, yanıtların bakanlıkça belirleneceğini düzenlemektedir. Böylece hastanın müdahaleye erişimini etkileyen izin mekanizması sürdürülürken, bu mekanizmayı sınırlandıran somut güvenceler yönetmelikte açıklığa kavuşturulmamaktadır. Dolayısıyla karar şeklen ikame edilmiş gibi görünmekle birlikte normatif belirlilik standardı halen sağlanamamıştır.

4. Yönetmeliğin 16. maddesinin 5. fıkrasında, öğretim üyelerinin mesai dışında özel hastanelerde çalışması bakımından, vakıf üniversitesiyle iş birliği protokolü şartı yerine bakanlıkça onaylanmış uzmanlık eğitim programı bulunması ölçütü getirilmiştir.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK), 9 Nisan 2026 tarihli, YD İtiraz No: 2026/231 sayılı kararıyla, 16. maddenin 5. fıkrasında yer alan “vakıf üniversiteleriyle iş birliği protokolü bulunan” ibaresinin yürütmesini durdurmuştur. Kurul, 2547 sayılı kanunda bulunmayan bir koşul getirildiğini ve düzenlemenin belirsizliğe yol açtığını değerlendirmiştir.

Bakanlık, mevcut değişiklikle ek koşul yaklaşımından vazgeçmemekte, öğretim üyesinin bu kapsamda çalışabileceği hastaneleri bu kez uzmanlık eğitim programı ölçütüyle belirlemektedir. Böylece mesleki faaliyet, yine hastanenin sahip olduğu kurumsal statüye bağlanmaktadır.

İDDK kararındaki hukuka aykırılık değerlendirmesi dikkate alındığında, protokol şartının başka bir kurumsal koşulla değiştirilmesinin temel sorunu gidermediği kanaatindeyiz. Mahkemenin eleştirisi yalnızca protokolün türüne değildir, kanundaki çalışma rejimine yönetmelikle ilave koşul konulmasına yöneliktir. Koşulun değiştirilmesi, bu temel hukuki sorunun giderildiğini göstermemektedir. Yeni düzenleme ile üniversitelerin eğitim ve kamusal hizmet sorumlulukları ile hekimlerin çalışma hakları arasındaki ilişki, yeni idari eleme ölçütleri üzerinden kurulmaya devam edilmektedir.

5. Yönetmeliğin 6. maddesinin 9. fıkrasında röntgen cihazı zorunluluğu yeniden düzenlenmiştir. En az bir seyyar röntgen cihazı veya en az 500 mA röntgen cihazı bulunması zorunlu tutulmuş, cihazın yerinde hizmet alımıyla temin edilmesi de yeterli kabul edilmiştir. Yönetmeliğin 6. maddesinin 10. fıkrasında, özel hastanelerin, hasta kabul ve tedavi ettikleri uzmanlık dallarının gerektirdiği tıbbi biyokimya ve/veya tıbbi mikrobiyoloji laboratuvarını bulundurmaları zorunlu tutulmuş, belirli bir alanda sağlık hizmeti sunan özel hastanelere yerinde hizmet alımı yoluyla bu yükümlülüğü karşılama imkânı verilmiştir. Laboratuvar açmak isteyen ancak ilgili uzman kadrosu bulunmayan hastaneler için talep etmeleri hâlinde ilgili uzmanlık dalında bakanlıkça kadro verilmesi düzenlenmiştir.

Bu değişiklikler, işletmelerin cihaz ve laboratuvar yükümlülüklerini yerine getirme seçeneklerini artırmaktadır. Hizmet alımı imkânının genişletilmesi, hizmetin niteliği ve sürekliliği ile hasta güvenliğine ilişkin kamusal denetimin önemini azaltmamaktadır. İşletmelere tanınan bu kolaylıkların hekim emeği ve çalışma koşulları üzerindeki etkileri de gözetilmelidir.

Yönetmelikteki diğer değişiklikler ise şunlardır:

Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrasında yer alan, özel hastanelerdeki asgari fiziki standartlara ilişkin ölçülerde izin verilen sapma %2’den %5’e çıkarılmıştır.
Geçici 9. maddede yapılan değişiklikle, muayenehanesini kapatan hekimlerin statüsüne ilişkin koşullar düzenlenmiştir. “Başka bir sağlık kuruluşunda çalışmama” şartı kaldırılmıştır. 1 Ocak 2025 tarihi itibarıyla faal muayenehanesi olan hekimlerin muayenehanelerini kapatmaları hâlinde, muayenehanelerini kapattıkları ildeki en fazla iki özel hastanede kadro dışı geçici olarak çalışmalarına izin verilmiştir. Bu hekimlerin yeniden muayenehane açmaları hâlinde bu madde kapsamında verilen kadro dışı geçici çalışma hakkı sona erecektir.
Yönetmeliğe eklenen geçici 15. madde ile 30 Ocak 2025 tarihinden önce ruhsatlandırılmış özel hastaneler, yeni yönetmelikteki fiziki şartlardan kural olarak muaf tutulmuştur. Ancak 30 Ocak 2025 itibarıyla özel hastanelerde yapılan değişiklikler ile geçici 2. madde kapsamında yer alan hastaneler bu muafiyetten yararlanamayacaktır.
Ek-1, Ek-2, Ek-3, Ek-5a, Ek-5c ve Ek-5e cetvelleri de değiştirilerek ruhsat, kadro, birim ve fiziki standartlara ilişkin teknik düzenlemeler güncellenmiştir.

Muayenehane hekimlerinin özel hastanelerde hasta tedavi etmesini sınırlayan 24. maddenin 2. fıkrasındaki kota ve muafiyet hükümleri ile geçici 7. maddedeki tarih ve hastane sayısı sınırlamalarında ise 29 Ağustos 2026 tarihli düzenlemeyle değişiklik yapılmamıştır. Yukarıda açıklandığı üzere, 24. maddenin 4. fıkrası değiştirilmiş olmakla birlikte vaka bazlı izin mekanizması korunmuştur.

İstanbul Tabip Odası’nın 23 Eylül 2026 tarihli açıklamasına göre, odanın açtığı davada 24. maddenin 2. fıkrasındaki kota ve muafiyet sınırlamaları ile geçici 7. maddedeki ilgili ibareler hakkında verilen yürütmenin durdurulması kararı, İDDK’nin 2 Temmuz 2026 tarihli kararıyla kaldırılmıştır. Açıklamada aktarılan gerekçede bakanlığın planlama ve denetim yetkisi esas alınmış, dava konusu sınırlamalar kamu yararına ve hizmet gereklerine uygun bulunmuştur. Dava esas yönünden devam etmektedir.

Sonuç olarak 29 Ağustos 2026 tarihinde yapılan yönetmelik değişikliği, TTB’nin Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın başlangıcından bu yana karşı çıktığı politika yöneliminin devamını oluşturmaktadır. Bakanlık, TÜSKA belgeli hastane işletmelerine olağan denetimden muafiyet tanırken, hekimlerin çalışma olanaklarını hastanenin statüsüne bağlayan koşulları korumakta, konsültasyonda çalışma statüsüne dayalı yönlendirmeyi, muayenehane hekimlerinin hastalarını tedavi etmesinde ise kota ve izin mekanizmalarını sürdürmektedir. Akreditasyon sahibi hastanelere sağlanan olağan denetim muafiyetine, öğretim üyelerinin çalışma olanakları üzerindeki idari sınırlamaların sürdürülmesi eşlik etmektedir.

Yürütmenin durdurulması kararlarının ardından yapılan değişikliklerde, yargının eleştirdiği ek koşullar başka ölçütlerle yeniden kurulmaktadır. Böylece hekimler ve hastalar açısından ortaya konulan hukuki sorunların çözümü ötelenirken, işletmelere tanınan denetim muafiyeti doğrudan hükme bağlanmaktadır. Bakanlığın sermaye lehine kolaylık sağlayan, hekimlik faaliyetini ise idari kontrol altında tutan tercihi bu düzenlemelerde somutlaşmaktadır.

Yargı kararlarında ortaya konulan sorunların giderilmesi, sınırlayıcı ifadelerin yumuşatılması veya bir koşulun başka bir koşulla değiştirilmesiyle sağlanamaz. Hekimlerin mesleki bağımsızlığını ve hastaların hekim seçme ve sağlık hizmetine erişim haklarını güvence altına alan açık düzenlemelere ihtiyaç vardır. Akreditasyon da etkin kamusal denetimin yerine geçirilmemelidir.

TTB olarak sağlık hizmetini sermayenin kâr hesaplarına, hekimliği işletmelerin gereksinimlerine tabi kılan bu yaklaşımı reddediyoruz. Halkın sağlık hakkını, hekimlerin mesleki özerkliğini, bağımsız karar verme ve çalışma haklarını savunmayı, hekim emeğinin değersizleştirilmesine karşı mücadeleyi sürdüreceğimizi tekrar vurguluyoruz.

Türk Tabipleri Birliği Hukuk Bürosu

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

Loading

Paylaş