TTB’den KHK Rejiminin 10. Yılında Açıklama: Hukuksuzluklar, Baskılar, Hak Kayıpları Sürerken; Adalet Mücadelesini Büyütme Zamanı!

Türk Tabipleri Birliği (TTB); 2016 yılında ilan edilen olağanüstü hâl gerekçe gösterilerek çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin (KHK) onuncu yılında devam eden hak ihlalleri, güvenlik soruşturmaları ve öznelerin süregelen adalet arayışına ilişkin 25 Eylül 2026 günü bir basın toplantısı düzenledi.

Basın toplantısının açılış konuşmasını yapan TTB Merkez Konseyi Genel Sekreteri Dr. Ali Karakoç; Türkiye siyasi tarihinin hemen hemen her döneminde kamu emekçilerinin baskılar yaşadığını fakat OHAL döneminde yayımlanan KHK’ler ile birlikte emek, demokrasi, barış mücadelesi veren kamu emekçilerinin özel olarak hedef haline getirildiğini ve bu hukuksuzlukların tam on yıldır sürdüğünü söyledi.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Pınar Saip; OHAL KHK’leri sonucu çok sayıda hekimin ve sağlık emekçisinin bir gecede mesleklerinden, çalışma arkadaşlarından, öğrencilerinden, hastalarından koparıldığını, bu haksız ve hukuksuz uygulamanın öğrenciler, hastalar, tıbbi araştırmalar ve toplum sağlığı için de kayıp anlamına geldiğini belirtti. Aradan geçen on yıla karşın güvenlik soruşturmaları, arşiv araştırmaları ve açığa almalar yoluyla hak kayıplarının ve mağduriyetlerin sürdüğüne dikkat çeken Saip, “Biz bu sorunu yeniden gündeme taşımak istiyor; adalet arayışının destekçisi olduğumuzu, mücadelemizi sürdürdüğümüzü tekrar vurguluyoruz” dedi.

TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Mehmet Şerif Demir’in basın açıklamasını okumasının ardından KHK ile görevlerinden ihraç edilen hekimler kısa sözler aldı.

Dr. Onur Erden; hakkında bir idari soruşturma veya adli yargı süreci olmamasına karşın mesleğinden uzaklaştırıldığını, OHAL Komisyonu’ndan veya yargı sürecinden de yaşadığı hak kaybını giderecek bir sonucun çıkmadığını, ayrıca uzmanlık sınavı sonrası tercih hakkının da elinden alındığını aktardı. KHK rejiminin ve yarattığı mağduriyetlerin güvenlik soruşturmaları ve arşiv araştırmaları ile sürdüğünü belirten Erden; Barış Akademisyenleri örneğinde olduğu gibi, her ne kadar parça parça kazanımlar elde edilse de, esas mücadelelerinin KHK’lerin iptal edilmesi ve hak kayıplarının tazmin edilmesi olduğunu vurguladı.

Dr. Duygu Özdoğan; bir hekimi mesleğinden ihraç etmenin, aynı zamanda toplumdan tecrit etmek anlamına geldiğinin altını çizdi. O dönemde valilik izniyle açılan Kürt Dili Araştırma ve Geliştirme Derneği’ne üye olmasının bir ihraç gerekçesine dönüştürüldüğünü, bunun da ihraçların tümüyle politik sebeplerden kaynaklandığını gösterdiğini söyleyen Özdoğan, ihraç edildikten sonra çalışmak zorunda kaldığı sağlık kurumlarında ise kadın olmasından kaynaklanan baskılar gördüğünü dile getirdi.

Dr. Reşat Doğan; Kobane sürecinde Suruç’ta görev yaptığını, hatta o dönem Sağlık Bakanlığı tarafından üstün hizmet ödülü verildiğini söyledi ve “Muhtemelen tam da bu sebeple ihraç edildik. Çünkü biz çalıştığımız dönemde iyi hekimliğin, toplumsal hekimliğin, halk sağlığını koruma görevinin en güzel örneklerini veriyorduk” diye ekledi. Hukuki süreç boyunca yaşadığı hak ihlallerinden söz eden Doğan; tamamen politik gerekçelerle mesleklerinden ihraç edildiklerini, bu nedenle de hak ihlallerine karşı politik mücadele yürütmenin önem taşıdığını kaydetti.

Dr. Osman Fatih Şanlı; OHAL döneminde özel sektörde çalıştığı için KHK’ler ile ihraç edilmediğini, ilerleyen yıllarda kamuda çalışmak üzere yaptığı başvuruların ise güvenlik soruşturması gerekçesiyle reddedildiğini söyledi. Özel hastane patronlarının ihraç edilen hekimleri ucuz işgücü olarak gördüğünü doğrudan tanıklığı eşliğinde anlatan Şanlı, sözlerini şöyle noktaladı: “Biz hiçbir zaman başımızı öne eğmedik. Hep dayanışma içinde olduk. Onurlu duruşumuzu her yerde koruduk. Mahmut Ortakaya’nın dediği gibi; özgürlükten tasarruf esaret, sağlıktan tasarruf ölüm getirir. Güçlüyüz, moralliyiz, kazanacağız!”

Basın açıklamasının tamamı şöyle:

KHK Rejiminin 10 Yılı:
Hak Kayıpları, Güvenlik Soruşturmaları ve Bitmeyen Adalet Arayışı

15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından 20 Temmuz’da ilan edilen olağanüstü hâl (OHAL), kısa sürede kamusal alanın muhalif seslerden arındırılmasının ve demokratik itirazın bastırılmasının aracına dönüştü. Cumhurbaşkanlığı kararıyla çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) binlerce kamu emekçisi somut bir gerekçe gösterilmeksizin, savunma hakkı tanınmadan ve haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmaksızın görevlerinden ihraç edildi.

KHK ile ihraç edilen hekimler ve sağlık emekçileri bir gecede hastalarından, öğrencilerinden, çalışma arkadaşlarından ve mesleklerinden uzaklaştırıldı. Uzmanlık eğitimleri ve akademik çalışmaları kesintiye uğradı; çalışma, özlük ve emeklilik haklarında kayıplar yaşandı. Ataması yapılmayan, güvenlik soruşturması nedeniyle mesleğine başlayamayan ve özel sağlık kuruluşlarında dahi çalışması fiilen engellenen hekimler oldu. Birçok KHK’li hekim ve sağlık çalışanı, yurtdışında göç etmek zorunda kaldı.

İhraç, yalnızca bir işten çıkarma işlemi değil; çalışma ve eğitim hakkından sosyal güvenliğe, mesleğini sürdürme olanağından toplumsal yaşama katılmaya kadar uzanan kapsamlı bir hak kaybına dönüştü. Yıllar sonra göreve dönebilenler açısından da kaybedilen zamanın ve mesleki birikimin tüm sonuçlarıyla telafisi mümkün olmadı.

Türk Tabipleri Birliği, askeri ya da sivil her türlü darbe ve darbe girişimine karşı açık tutum almış; 15 Temmuz’un hemen ardından demokratik hukuk düzeninin korunması gerektiğini ifade etmiştir. Sürecin ilk başından bu yana KHK’lerle ihraç edilen meslektaşlarının yanında olmuş; görevlerine iade edilmeleri ve çalışma haklarının korunması için hukuki ve kurumsal girişimlerde bulunmuş, yargı süreçlerini izlemiş ve yaşanan hak kayıplarını kamuoyuna taşımıştır.

On Yıl Sonra Soruyoruz

On yılın sonunda KHK ile ihraç edilen hekimlerin ve sağlık emekçilerinin durumuna ilişkin temel sorular hâlâ yanıtlanmış değildir:

KHK’lerle kaç hekim ve sağlık emekçisi ihraç edildi? Kaçı görevine dönebildi?
Kaç kişinin yargı süreci devam ediyor? Lehte verilen kararların kaçı zamanında ve tüm sonuçlarıyla uygulandı?
Güvenlik soruşturması ve benzeri idari uygulamalar nedeniyle mesleğine başlayamayan kaç genç hekim var?
Kaç hekimin ve sağlık emekçisinin çalışma, emeklilik, özlük ve akademik hakları zarar gördü?
Kaç kişi mesleğini sürdüremediği için ülkesini terk etmek zorunda kaldı?

TTB, sürecin başından bu yana kendi olanaklarıyla veri toplamaya ve süreci izlemeye çalıştı. Ancak bu bilgilerin asıl kaynağı kamu idaresidir. İhraçların, göreve iadelerin, devam eden yargı süreçlerinin ve hak kayıplarının boyutunu gösteren güncel veriler kamuoyuyla açık ve şeffaf biçimde paylaşılmalıdır.

Bu sorular yalnızca ihraç edilenleri değil, toplumun sağlık hakkını da ilgilendirmektedir.

KHK’lerin Bedelini Toplum da Ödedi

Hekimlerin ve sağlık emekçilerinin sağlık kurumlarından uzaklaştırılması; sağlık hizmetinin sürekliliğini, niteliğini ve erişilebilirliğini etkiledi. Tıp ve sağlık eğitimi, bilimsel üretim ve kurumsal birikim zarar gördü. Hastalar hekimlerinden, öğrenciler hocalarından mahrum bırakıldı.

Bugün sağlık sisteminin içinde bulunduğu ağır tabloyu konuşurken KHK’lerle başlayan bu sürecin yarattığı tahribat görmezden gelinemez. Artan iş yükü, uzun çalışma süreleri, güvencesizlik, özel sağlık kuruluşlarında ucuz emek gücü, sağlık hizmetine erişimde yaşanan sorunlar, nitelikli sağlık hizmeti sunmanın giderek zorlaşması; sağlık emekçilerini değersizleştiren, kamusal sağlık hizmetini zayıflatan ve sağlık hakkını aşındıran politikaların sonucudur.

Hekime ve sağlık emekçisine ihtiyaç varken, bu engeller neden kaldırılmıyor?

Bir sağlık emekçisinin çalışma hakkı engellendiğinde yalnızca o emekçinin hakkı değil, hastaların ve toplumun sağlık hakkı da zarar görür.

OHAL Bitti, KHK’lerin Yarattığı Hak Kayıpları Bitmedi

OHAL 2018’de sona ermiş olsa da OHAL döneminde getirilen kimi düzenlemeler kalıcı hale getirildi. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, atama engelleri ve mesleğe erişimi sınırlayan idari uygulamalar bugün de çalışma ve eğitim hakkının önünde engel oluşturuyor.

Yıllar sonra verilen göreve iade kararlarının gecikmeli veya eksik uygulanması ve geçen on yılın kayıplarının telafi edilmemesi, bu sürecin sonuçlarının hâlâ devam ettiğini gösteriyor.

On Yıl Sonra Göreve İade Yetmez: Tüm Hak Kayıpları Giderilmelidir

KHK’lerle haksız ve hukuka aykırı biçimde ihraç edilen hekimler ve sağlık emekçileri görevlerine iade edilmelidir.

Geçen on yıl boyunca uğranılan sosyal, akademik, ekonomik ve özlük kayıpları eksiksiz biçimde telafi edilmeli; lehe verilmiş yargı kararları gecikmeksizin ve tüm sonuçlarıyla uygulanmalıdır.

Çalışma ve eğitim hakkının önündeki hukuki ve idari engeller kaldırılmalı; güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması benzeri uygulamalarla mesleğe erişimin engellenmesine son verilmelidir. Ataması yapılmayan ve mesleğini sürdürmesi engellenen hekimlerin ve sağlık emekçilerinin çalışma hakkı güvence altına alınmalıdır.

İhraçların, göreve iadelerin, devam eden yargı süreçlerinin ve hak kayıplarının boyutunu ortaya koyan güncel veriler kamuoyuna açıklanmalıdır.

Adalet yalnızca göreve iade değildir. Geçen on yıl boyunca yaşanan hak kayıplarının giderilmesi, uğranılan zararların telafi edilmesi ve mesleki ve akademik yaşamın yeniden kurulmasının güvence altına alınmasıdır.

On Yıl Sonra Bir Kez Daha Söylüyoruz

KHK’lerle yaratılan hak ihlalleri ve adaletsizlikler giderilmeden gerçek bir adaletten ve demokratikleşmeden söz edilemez. Yeni bir on yılın daha kaybedilmesine izin verilmemelidir.

Türk Tabipleri Birliği olarak, geçen on yıl boyunca yaşanan hak ihlallerinin ve kayıplarının giderilmesi, meslektaşlarımızın haklarının eksiksiz iade edilmesi ve benzer ihlallerin bir daha yaşanmaması için mücadele etmeye devam edeceğiz.

On yıl sonra bir kez daha söylüyoruz: Sağlık emekçileri için adalet, toplum için sağlık hakkı, herkes için özgür ve demokratik bir yaşam güvence altına alınmalıdır.

İyi hekimliğin, emeğin, demokrasinin, barışın, akademik özgürlüğün ve toplumun sağlık hakkının yanında olmaya devam edeceğiz.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

Loading

Paylaş